ON AIR

ON AIR

13-Mar-2017

12 Mart 1955’te kaybettiğimiz jazz dünyasının efsane ismi Charlie Parker hakkında ne yazsak, ne söylesek eksik kalır ama onun müzik tarihindeki yerine bir saygı duruşu gerekiyor.

Müzik dünyası onu “Bird” lakabıyla da tanıyor.  Kullanılan bu lakabın gerçek hikayesi tam olarak bilinmese  de Bird onunla özdeşleşmiş durumda. Parker’ın jazz müziğine kazandırdıkları ve arkasından gelenlere nasıl ilham kaynağı olduğu çok belirgin. Kendisi jazz müziğiyle özdeşleşmiş bir kaç isimden bir tanesi ve pek çok tekniğin de öncülerinden. Charlie Parker’ı “bebop”u ilk icra eden sanatçılardan birisi olarak da sayabiliriz.

1920 Kansas Doğumlu Parker, oldukça hareketli ve dolu bir yaşam geçirdi. Parker üzerine olan çalışmasıyla tanınan müzik eleşrimeni Stanley Crouch, Parker’ın çok doğru bir zamanda doğru bir yerde doğduğunu söyler. 1920’li yıllar, Amerika’da büyük bunalımın yaşandığı bir dönemde Kansas, müzik yapmak isteyenlerin merkezi gibiydi. Crouch’a göre ise bu merkezden çok az kişi ismini duyurabildi. Bu isimlerden birisi Charlie Parker’dı. Parker, müziğe okul yıllarında bariton olarak başladı ve ilk olarak 11 yaşında saksofon çalmaya başladı. Okula adapte olamayınca 15 yaşında okulu bırakarak tamamen müziğine kendini adadı.

İdolleri arasında Louis Armstrong, Jimmy Dorsey, Coleman Hawkins, Lester Young, Ben Webster gibi efsaneleri gösteren Parker hayatı boyunca Chicago ve New York City başta olmak üzere pek çok şehirde bulundu. Ancak Chicago ve New York yılları onun kariyerindeki en önemli yıllardı. New York yıllarında hem latin hem blues ağırlıklı icra ettiği müziği, özellikle Harlem kulüplerinde oldukça popülerdi. Parker’ın saksofon çalışında kimsenin başaramadığı bir tekniği vardı. Gerek nefes gerek hız anlamında kendi çizgisini oluşturmuş ve kendi melodilerini yaratmıştı. Ayrıca, bunu her enstrümana göre adapte edebiliyordu. Sadece iyi bir saksofon üstadı olmakla kalmayıp akor üzerine yapılan doğaçlamaları ile de dikkat çekiyordu. Müzikteki bu yeteneğinin yanı sıra bestelerinin çoğunu yakın arkadaşı ve çalışma ortağı Dizzy Gillespie’a yaptırıyordu. Bunun nedeni ise Parker’ın yolculuklarla ve koşuşturma ile bir hayat geçiriyor olmasıydı.

1939 yılında başlayan New York macerası, onun müzik yaşamını oldukça etkiledi. New York’taki hayatının ilk yıllarında orada müzik adına bir şey yapamadı ve bir barda bulaşıkçı olarak çalıştı. 1940 yılının Ağustos ayında ünlü jazz piyanisti ve orchestra şefi Jay Mcshan ile çalıştığı barda tanıştı. Mcshan onun tarzından çok etkilenip, onu orkestrasına davet etti. Bu vesileyle Charlie Parker, Mcshan’in orkestrası ile New York’ta çalışmaya başladı ve onlarla turneye çıktı. Bu süreçte solo çalışmalarına da başladı.

Ne var ki, Parker’ın yeteneğine ve başarısına karşın Amerikan medyası o dönemde Parker’a hiç ilgi göstermedi ve m
üziğinden çok onu uyuşturucu ile olan problemiyle öne çıkardı. Parker eroin bağımlısıydı ve kariyerinin ortasın da 6 ay kadar Los Angeles’ta bir rehabilitasyon merkezine yamak durumunda kaldı. Parker, bundan bir çözüm alamadı ve sonraki yıllarda yaşadığı bunalım ve depresyon onu alkol ve uyuşturucuya daha da fazla itti. Bu süreci yaşamasında 2 yaşındaki kızını 1954 yılında kaybetmesi de etkili oldu ve Parker bundan sonra pek toparlanamadı.

1955’te uyuşturucudan hayatını kaybettiğinde daha 34 yaşındaydı ve jazz dünyasını o dönem bu haber büyük bir üzüntüye boğdu. Ölümü erken yaştaydı ama jazz tarihine adını güçlü bir şekilde yazdırarak ölümsüzlüğünü bir bakıma yaratmış oldu. Yaşadığı dönemde medyanın ilgi göstermediği Parker, ölümünden sonra medyada kendine müziğiyle daha fazla yer buldu.

Bütün bunların yanında Charlie Parker, toplumsal konulara olan duyarlılığı ile de döneminde söz sahibi olan bir sanatçıydı. Örneğin; “Now’s the time” adlı şarkısı ırkçılığa karşı bir mesaj niteliğindeydi ve o dönem bu sorunla mücadele eden pek çok kişiye ilham oldu.

Charlie Parker’ı anma listesi Spotify hesabımızda sizi bekliyor!