ON AIR

ON AIR

19-May-2017

Köken olarak Yunanca’dan gelen “Pan” kelimesi, birlik ve bütünlüğü tanımlar. Pan kelimesine pek de yabancı olmayan bir milletiz aslında. Osmanlı’nın yıkılma dönemi diye adlandırılan 19. Yüzyıl başında, “imparatorluğu nasıl ayakta tutabiliriz”in çözümlerinden biri de Pan-Türkizm’di mesela. Dünyada yaşayan Türkleri bir araya, bir çatı altına toplamayı hedefleyen Pan-Türkizm düşüncesi, “Türk ırkının yüceliğini, Türk dilinin güzelliğini, zenginliği” üzerinde duruyordu. Şiirlerde, gazete yazılarında bu düşünce doğrultusunda içerikler yer alıyordu. Bu düşünce tarzı milliyeçiliğin yükseldiği 19.yüzyıl başında pek çok topluluğu etkiledi.

Afro-Amerikalılar’ın bu düşünce tarzını benimsemeleri de bu süreçte ortaya çıktı ve özellikle ABD’ye göç, Afrikalıları kıtalarına daha çok bağladı. Bölgede yaşadıkları sorunlardan, kıtanın ekonomik şartlarından kaçan Afrikalılar, dörtyüz yıl önce Amerika’nın kuzey eyaletlerine taşındı ama Pan-Afrikanizm düşüncesinin kökleri 17. ve 18. yüzyıla dayanıyor. Her ne kadar Afrikalılar köklerine ve kıtaya bağlı olsalar da Pan-Afrikanizm’in bir politikaya dönüşmesi 1900’da Londra’daki Pan-Afrikanizm Konferansı’nda oldu.

Bu konferans, Afrikalıların özgürlük süreçlerine “Pan Afrika” perspektifi ekledi ve Pan-Afrikanizm dayanışma fikri, sivil haklar mücadelesinin temel teması oldu.

Marcus Garva, Malcolm X, Ella Baker ve Martin Luther King gibi isimler sivil haklar mücadelesi ve siyahi özgürlük mücadelesinin bir parçası olarak görüldü ve Pan Afrikanizm, ten rengi yüzünden dışlanan, baskı gören insanların mücadelesine ses verdi. Sadece ABD’de veya Afrika’da değil, tüm dünyaya yayılan bir bilinç oluşturmayı hedefledi.

Michael Franti, hip hop ve Afrika arasındaki bağı öne çıkarıyordu. Franti, sanatsal formunu da ön plana alarak, hip hop’un Afrika’nın ritimle beraber konuşma geleneğine gönderme yapıyordu. Afrika geleneğinin önemli bir biçimi olan hikaye anlatıcılığının hip hop’la uyum gösterdiğini düşünüyordu.

Afrika dışında yaşayan diaspora siyahiler, hip hop aracılığıyla, kendi kökleri ve Afrika ile spirituel bir bağ kurabildi. Bununla birlikte, hip hop bir bakıma Afrika sanat formunu ifade ediyordu ve bu sanat formu hip hop’la daha görünür kılındı.

CAPTION: September 4, 2014. Dj Cut Chemist and Dj Shadow perform Afrika Bambaataa mixes at Irving Plaza, NYC. Afrika Bambaataa guest. Photographs by Margarita Corporan for Rolling Stone

Afrika ve hip hop arasında bu organik spiritüel bağı kuran ilk isim Afrika Bambaata’ydı.

Güney Bronx’ta büyüyen pek çok genç gibi kendi jenerasyonunun “onur” duygusundan yoksun olduğunu ve birlik duygusundan bihaber olduğunu düşünüyordu. Gençler yol gösterici olmaksızın bilinçsiz bir şekilde uyuşturucuya ve şiddete yöneliyordu. Bambaata bundan sıyrılıp, kimliğinin bilincine varmaya başladığı yılları, (küçükken TV’de izlediği) “Zulu Kabilesi’nin hikayesi”ne dayandırıyordu. Bu program aracılığıyla Zulu Kabilesi’nin İngiltere’ye ve İngiliz sömürüsüne nasıl baş kaldırdığını, kabilenin bununla nasıl mücadele ettiğini görmüş ve öğrenmişti. Bu mücadele modelini Amerika’da yaşamaya başlayan siyahiler için düşünmüştü. Bu konuda Bambaata’nın sözleri şu şekildeydi:

“Zulu’ların İngilizlere karşı nasıl savaştığını gördüm ve bu savaş aklıma güçlü bir şekilde kazındı. O yaştayken, böyle bir mücadele vereceğimi, en azından buna ön ayak olacağımı biliyordum. O dönem bunu başlatabilmek için sokaklara çıktım, insanlarla konuştum ve siyahilerin birbiri ile olan mücadelesi yerine birlik olmaları gerektiğini ve kendi komüniteleri için mücadele etmeleri gerektiğini anlattım.”

 1980’ler, hip hop’ta Pan Afrikan ideolojisinin tepe noktası oldu. Bu dönemde Public Enemy, X-Clan, Poor Righteous Teachers, KRS-One ve Queen Latifah gibi isimler, Afro-Amerikan kültürünün imgelerini ön plana çıkararak rap sahnesine çıktı.

Queen Latifah

Queen Latifah’ya burada ayrı bir yer açmak gerekir: 80’lerde adı ilk olarak öne çıktı ve Latifah, siyahi özgürlük mücadelesinin yanı sıra kadın mücadelesine de yer açan ilk isimlerden oldu. Latifah (gerçek adı ile Dona Owens), Afro-Amerikalıları ve bu anlamda öncelikle kadınları, kendi kültürlerini tanımaya ve tanıtmaya çağırdı. Ayrıca, kendi kültürlerine dayalı kıyafet ve saç modellerini kullanmalarını önerdi.

Kıyafet ve saç olgusundan ayrı olarak seçtiği “Latifah” lakabına oldukça önem veriyordu.  Latifah, bir Afrika kraliçesinin adıydı ve bu adı kullanması Afrika’nın geçmişine bir saygı niteliğindeydi. Afrikalıların inancına göre dünya tarihinde Afrika kraliçelerinin önemli bir yeri vardır ve anaerkil bir yapıdan geldikleri için kadın, bu kültürde sadece güzellikleri ile değil “dünyanın en eski medeniyetini” besledikleri ve yarattıkları için kutsal varlıklardır. Queen Latifah’nın hip hop kültüründe kadınların yeri konusunda bir öncü olduğunu belirtmemiz gerekir.

Latifah’dan ayrı olarak bir başka hip hop grubu, Fugees, hip hop sahnesine 1990’ların ortasında çıktı. Grup, Haiti’den, Karayip’lere kadar geniş bir coğrafyada Pan-Afrika düşüncesini var etmeye çalışıyordu ve farklı coğrafyalar arasında olduğuna inanılan organik bağa sözleriyle dikkat çekiyordu.

Bu konuda bir mücadele sürdüren diğer bir isim Pras Michael’dı, Michael, varlığını “göçmenliğe” borçluydu. Afrika kökenli insanların göçmen olarak bir yerde var olabildiklerini söylüyordu.

Bu isimlerin sosyal ve politik mücadelelerinin yanı sıra, müzik yapma biçimlerinde de ortak taraflar vardı. Pan-Afrikan mitosunu ve Afrika ritmik müziği R&B, Caz, rap ve reggae formları ile birleştiriyordu.

Bir diaspora müziği biçimi ve ideolojisi olarak hip hop, Amerika dışında Avrupa sahnesinde 90’ların sonunda var oldu.

Helene ve Celia Faussart’un 1990’ların başında Fransa’da kurduğu hip hop grubu “Les Nubians,” ilk albümleri “Princess Nubiennes”i çıkardı. Şarkılarında Afrika melodileri, enstrümanları ve soul tınılarını bir araya getirmişlerdi. Helene Faussart, albümlerinin temasını açıklarken Pan Afrika felsefesi hakkında şunları söylüyordu:

“Bizim yapmak istediğimiz müzik aracılığıyla siyahi insanların tüm dünyada bir bütün olduğunu göstermek. Farklı müzik tarzları ortaya çıksa, kullanılsa da hepimiz temelde aynı köke ve aynı kültüre dayanıyoruz. Bunun bilincinde olmak önemli. Bu nedenle “Nubians” ismini seçtik, Afrika’ya inanıyoruz ve farklı kimliklere dayanmadan bir bütün olarak siyahilerden bahsetmek istiyoruz.”

Les Nubians’dan ayrı olarak Dead Prez’in sözlerinde de Pan Afrika düşüncesi yatıyordu:

“Hayır, Gana’da doğmadım,

ama Afrika benim annem.

Eğer siyahsan Afrikalısın.

A-F-R-I-C-A, Puerto Rica, Haiti ve J.A,

New York, Cali ve F-L-A.

Nerde kaldığın önemli değil, anavatanla alakalı her şey!”

Bu isimlerin yanı sıra, 1997 yılında AIDS’ten hayatını kaybeden Fela Anikulapo Kuti’den de bahstmek gerekir. Kuti’nin albümü, Pan Afrika düşüncesi çerçevesinde Afrika’ya ve geçmişine bir saygı niteliğindeydi.

Kuti’nin bakış açısına göre, hip hop’çuların, Afrika’nın büyük bir sorunu olan AIDS’e daha fazla dikkat çekmesi gerekirdi. Fela Kuti, sosyal ve politik tarafının yanı sıra, Afro-beat”i geliştiren isimdi. James Brown’un müziklerinden etkilenen Kuti, Afro-beat’i geleneksel Afrika ritimleri harmanlanmış, melez bir modeldi. Müziği Nijerya ve Afrika diasporasında Afrikalıların sosyal, politik taraflarına sesleniyordu. Fela Kuti gibi oğlu Femi Kuti de, hip hop’un önemli bir ismi olarak Dead-Prez, Blackalicious, Talib Kweli, Mcshell Ndegeoshello, Common, Macy Gray ve Les Nubians gibi isimlerle beraber çalıştı ve bu isimlerin beraber çalışması önemli bir hamleydi.

Hip hop dünyasında bugün bile hala Afrika kökenli insanlar kendi geçmişlerini tanımaya, bu konuda bilinçlenmeye devam ediyor. Kültürel bağlarını öğreniyor, yeniden keşfediyor ve tarihe yayılan özgürlük mücadelelerini sürdürüyor.

Her ne kadar bu mücadele bugün Amerika’nın popüler kültür zemininde pek yer bulamıyorsa da diasporadaki siyahiler birbirleri ile güçlü işbirlikleri yaparak bu süreci Amerika dışına da taşıyorlar.

Roots Manouva, Ms. Dynamite, Tego Calderon, KRS-One, Dizzie Rascal, Booba gibi isimler Amerika dışında diasporada yükselen isimler oldu ve müzikleri Pan-Afrikan hareketi ve global bağlar adına önemli bir sıçrama yarattı. Dönemin teknolojisini kullabilme, zaman mekanı aşabilmesi ve en önemlisi coğrafi sınırları aşabiliyor olması bu mücadelenin sürmesi ve zamana ayak uydurabilmesi açısından önemli bir güç oldu. Teknolojik ve medya alanındaki gelişmeler yeni nesil hip hop jenerasyonuna geçmişte olmayan imkanlar yarattı ve bu mücadele bugüne daha sağlam adımlarla ulaştı.