ON AIR

ON AIR

02-Oca-2019

Miles Davis – The Doo-Bop

Miles Davis denen deli-dahi ölmeden hemen önce Hip Hop’un tekinsiz sularına açılır. Caz tarihinin anlı şanlı kralı hip hop denemeleri yapmışsa vardır bir kerameti diyoruz ve dinliyoruz.

Miles’ın tüm trompetçiler arasında kolayca seçilen nefis ve benzersiz trompet tonu daha ilk parçadan itibaren lirik örgüyü kurarken, akıcı beatler albümde dinamo etkisi yaratıyor. Miles’ın kırmızı trompetinden akan parlak kırmızı sesler elektronika, acid jazz, hip hop ve ismi konmamış pek çok müziği “Miles Kırmızısı“na boyamıştır. Miles, 91’de hayatını kaybettiğinde geriye altı parça bırakmış ve albümün prodüktörü Easy Mo Bee, Miles’ın yayınlanmamış trompet seanslarından yararlanarak tamamlamış ve adını da hip-hop ve doo-wop tarzlarının birleştiği, doo-hop ve bebop’ın birleşiminden oluşturduğu isim oyunu “The Doo- Bop” olarak belirlemiş. Cazdan yola çıkan Miles takipçilerinin hip-hop’a evrilmeden yada çevirilmeden önceki son durakları bu albüm.

Beğenirsiniz yada beğenmezsiniz bilemeyiz ama müzik endüstrisi bu albümün başarısını 1993 yılında “En iyi R&B Enstrümantal Performansı” Grammy ödülüyle tescillemişti. Albüm Miles’ın sokak seslerine kapı açmak istediği bir çalışma olarak kayıtlara geçmişti. Miles’ın son dönem verdiği röportajlara göz gezdirdiğinizde eski denemelerinden sıkıldığından ve sürekli yeni sesler arayışından bahsedilir.

Bazı sesler müzikal geleceğimize mantıklı gelirken bazı sesler eleştiri radarımıza takılır. Çoğu muhafazakar müzikseverin dahi içlerine kendilerini hapsettikleri kozayı delecek kadar çağdaş bir ton olarak kabul edilen The Doo-Bop için eğer bir hip-hop yada caz müzik meraklısıysanız ve hâlâ arşivinizde değilse bir kulak vermenizde fayda var diyoruz.  

Burak SÜLÜNBAZ