ON AIR

ON AIR

13-Nis-2020

Şam‘la beraber tekrar hatırladığımız Arabesk müzik ve Rap müziğin benzer yollardan geçmiş sayılabileceği düşüncesi. Bunu iki farklı müzik dalının çıkış hikayeleri, gelişimi ve günümüzdeki izdüşümlerini inceleyerek ele almaya çalışacağız.”

Şam, geçtiğimiz hafta yayımlanan VEHİM adlı EP’si ile uzun bir aradan sonra sessizliğini bozdu. Geçirdiği psikoz dönemini konu alan VEHİM, nerdeyse her parçayla akıllara kazınmaya niyetli. Albümü duyurduğu ‘Kör Kurşun‘ adlı parçası ise ayrıca üzerinde durulmayı hakediyor. Bu parça 1999’da yayımlanan Azer Bülbül‘ün Kör Kurşun adlı albümünden esinleniliyor.

Yayımlanan klibi de bunun başka bir yansıması. Fakat bu yazıda asıl bahsetmek istediğimiz, Şam‘la beraber tekrar hatırladığımız Arabesk müzik ve Rap müziğin benzer yollardan geçmiş sayılabileceği düşüncesi. Bunu iki farklı müzik dalının çıkış hikayeleri, gelişimi ve günümüzdeki izdüşümlerini inceleyerek ele almaya çalışacağız.

1960’larda tanıştığımız Arabesk müzik günümüzde farklı bir türe evrilmiş olsa da, hala eski dönemlerde yapılan parçalarla beraber birçok kişi için büyük önem taşıyor. Batı’daki süsleme sanatı, müzik ve şiirde de kullanılarak özgün bir sanat biçimi olan Arabesk‘i (İng. Arabesque) doğurdu. Fakat Türkiye’de  arabesk sözcüğü Batı’dakinden oldukça farklı bir anlamda, uyumsuzluğu ve kokuşmuşluğu ifade eden “kitsch” sözcüğünün karşılığı olarak kullanıldı. Özellikle Türkiye’de müzik sektörünün atılım yaşadığı 1976 yılı öncesinde arabesk, gecekondulardaki  bütünleşen ifade  yapısıyla bir yaşam tarzı olarak da değerlendirilmiştir. Bu yaşam tarzı çoğunlukla kırdan kente göçen bireylerin yaşadığı bölgelerde görülmekteydi. Türkiye’nin 50’ler ve 60’lar sonrası yaşadığı modernleşme  ve neo-liberal politikalarla oluşan kırsal yerleşim yerlerinden, kentlere yönelik yaşanan göçün elbette bir kültürel sonucu olacaktı. Bu sonuç  Arabesk Kültür olarak adlandırıldı. Kişilerin yaşadığı kimlik bunalımları, yaşadıkları kültürel farklılıklar, ‘kimim ben?‘ gibi soruları gün yüzüne çıkardı. Sanatçılar bunlara cevap olmak için araştırmaya başladılar. Türk Sanat ve Halk Müziğinin geleneklerini harmanlayarak, modernleşme  süreci içerisinde Batı müziğinden de etkilenerek, birçok farklı kombinasyonlara ve çeşitlendirmelere başvurdular. Hiçbir şekilde bir  araya gelmeyecek türleri bir  araya getirdiler. Arabesk kültürün öncüsü sayılabilecek isim olan Orhan Gencebay‘ın parçalarında hem batıya hem de doğuya yönelik soundlara rastlıyoruz. Batıya yönelik soundlarından kaynaklı Orhan Gencebay’ı ‘kentli arabesk olgusunun’ da öncüsü olarak adlandırabiliriz. Rap müziğin çıkışına da bakacak olursak; Arabesk’ten elbet ayrı tutulabilecek fakat pek de farklı olmayan bir şekilde Amerika‘nın gettolarında yaşayan, ‘ikinci sınıf insan‘ muamelesine uğrayan, ‘kitsch‘ sözcüğüyle benzeşen ve yine sistemle problemleri olan bireylerin bu fitili ateşlediğini görürüz.  Jazz, blues, soul, funk ve benzeri birikimlere sahip olan “ghetto siyahileri” kendilerine yeni  bir alt kültür, bir kaçış noktası yaratarak Hip Hop ve elementi olan rap müziği yarattılar.

Devletin halkın kültürel ihtiyaçlarını karşılayamaması gibi yetersizliklerinden kaynaklanan Arabesk müzik kültürü, ironik bir biçimde devlet tarafından yozlaşmaya neden olduğu gerekçesiyle devletin Türk radyo ve televizyon kanallarında yasaklanmıştı. Benzer dışlanmışlığı rap müzikte de görmemiz mümkün;  özellikle Türkiye’de  son zamanlara kadar sık rastladığımız bir tutum olarak Rap müzik ısrarla radyolarda çalınmamış, müzik türü kategorisinde sayılmamış hatta yapılan düetlerde rapçilerin kısımları kesilip öyle yayımlanmıştır. Fakat günümüzde, endüstriyel yozlaşmanın etkisiyle bu tutumdan vazgeçmişlerdir. 

Rapten farklı bir biçimde, Türkiye’de Arabesk müzik kendine halkın en çok temas ettiği alanlardan biri olan minibüslerde yer buldu. Hatta minibüs ve dolmuşlarda bu kadar popüler olması ‘minibüsçü müziği‘ olarak eleştirilmesine de yol açmıştır. Benzeri biçimde Amerika’da Rap müzik, “illegal” eylemler sergileyen siyahların arabalarında çaldığı için alt kategori bir müzik olarak değerlendirildi. Fakat Arabesk özel  radyolarla da iyice yayılmaya başladıktan sonra bazı müzikologlar ve aydınlar buna karşı çıkmış ve kabul etmemişlerdir. Tıpkı devlet gibi yozlaşmaya sebep olduğunu düşünüp, Arap popüler müziğinin Türk versiyonu olarak da adlandırmışlardır. Ne tesadüf ki Rap müzik Türkiye’de popüler olmaya başladıktan sonra bazı pop müzisyenleri ‘rapçilerin asla saygı göremeyeceği‘, ‘gençleri uyuşturucuya yönlendiriyorlar‘ ve ‘bir anlık yükseliş‘  gibi eleştirileri de bir diğer benzer özellikler arasında sayılabilir. Arabesk müziğin popülerleşmesinden sonra o dönemde baskın olan sinema kültürü de Arabesk’ten faydalanmaktan çekinmemiştir. Başlarını genellikle Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses, Emrah ve Orhan Gencebay gibi isimlerin çektiği bu sinema kariyerleri yine halkın ‘uyumsuz‘ kesimini hedef almış ve anlatılan artık gerçek hikayeden çok bireylerin yaşadığı acının sömürüsüne ve metalaştırılmasına varmıştır. Farklı bir noktadan Rap müziği de ele alırsak, rapçi/MC’lerin yükselişi ardından birçok ismi, en bilinen olarak da Tupac’ı, sinemada görmemiz mümkün. Fakat siyahi komünitesinin gerçek problemlerini yansıtma yönüyle Arabesk ve Rap müzik bu noktada bir miktar ayrılmaktadır.  Müzik ve sinema sektöründeki bu yükselişle beraber özellikle 80 sonrasında ANAP gibi siyasi partiler seçim müziklerini arabesk müziklerden seçmiş ve acının sömürüsünü halk üzerinde devam ettirmişlerdir. Tıpkı son seçimlerde, hatta daha bile öncesinde –Saadet Partisi & Fark Var– gibi çalışmalarla da gördüğümüz üzere düzen partileri de tüm tezatlığıyla Rap müziği propaganda araçlarından biri olarak kullanmıştır. 

Endüstriyel müziği beslemeye devam eden “mainstream” dediğimiz alana hitap eden, her iki türün de temsilcileri bu muhalif,  yer yer isyankar ve öfkeli tavrı terk etmiş fakat geri kalan çoğunluk bu tutumlarına devam etmiştir. Kullanılan soundlar melezleşmeye kadar gitmiştir. Arabesk özellikle 2000ler sonrasında yeni soundlarla düzenlenip  ‘orta sınıfın‘ da dinleyebileceği bir tür haline gelmiştir. ‘Arabesk‘ adlı belgesel-fotoğraf projesinin mimarı olan Haluk ÇobanoğluMüslüm Baba’nın 2005 sonrası popa transformasyonunu bir devrin kapanışı” olarak adlandırıyor ve arabeskin kaybolmadığını popa uyarlandığını da ekliyor. Rap müzik için ise süreç  2000’lerin başında Amerika’da, soundları  modernize ederek -özellikle pop ve klüp müziklerine yakın aranjelerle- kulüp ve eğlence mekanlarına sunulan bir müzik haline gelmesiyle sonuçlandı. Tabii bu süreçte hem soundlarını geliştiren hem de lirikalitiye önem veren bir çok MC’de olmuştur. 

Bugünlerde Şam ile gün yüzüne çıkan Arabesk ve Rap müzik arasındaki his ve aktarım benzerliği, daha önce Yener ÇevikCash Flow, daha sonraları ise Gazapizm, yer yer No.1 ve Sansar Salvo (2008 öncesi) gibi MC’lerin yaptığı parçalarla da kendisini göstermişti. Konuk olduğu  Hip Hop Klinik programında Yener Çevik bu durumu şöyle özetliyor; “Benim yaptığım Rap’in Arabesk hali. Biz Müslüm Gürses, Bergen, Ferdi Tayfur dinleyerek büyüdük. Onlardan sevdiğim melodileri kullanıyorum, benim lokomotifim o melodiler.”

FlowRadyo Hip Hop Klinik – Yener Çevik

Kendisinin de ifade ettiği gibi yaptığı müzik sonucu dinleyici kitlesi de yarı yarıya ayrılıyor aslında. Rap dinlemeyen dinleyicilerinin de çoğunlukta olduğunu söyleyen Yener Çevik bahsettiğimiz durumun canlı bir örneği sayılabilir. Bazı müzikologlar Rap müziği hiç denklemlerine katmadıkları için bunu kaçırmış olabilir fakat bu değişimler bize bazı bildiklerimizi yeniden sorgulatıyor. Arabesk müzik aslında sadece popa mı uyarlandı? Rap müziğin ve arabeskin yolu tekrar modern düzenlemeler ile kesişecek mi? En önemlisi ise belki de artık rap müziği denklemlerimize katmanın vakti gelmedi mi?

Su Yılmaz